Can
New member
Doğum Günü İzni Var mı? Bazen Bir Günlük Mesele, Aslında Çok Daha Büyük Bir Hikâyedir
Geçen yıl doğum günümde sabah saat 08.47’de bilgisayarımı açarken kendime şu soruyu sordum: “Bugün doğum günüm ve ben neden yine toplantıya yetişmeye çalışıyorum?”
Belki size basit bir soru gibi gelecek. Hatta “Doğum günü izni diye bir şey mi var?” deyip geçebilirsiniz. Ben de uzun süre öyle düşündüm. Fakat o gün ofiste yaşanan küçük bir olay, bu sorunun aslında yalnızca bir izin meselesi olmadığını fark etmemi sağladı.
Toplantı odasında dört kişiydik. Murat, her zamanki gibi elindeki not defterine yapılacaklar listesini çıkarıyordu. Zeynep ise toplantıya girmeden önce herkesin nasıl olduğunu sordu. Ben kahvemi karıştırırken doğum günüm olduğunu söyledim.
Murat hemen:
“Yıllık izinden bir gün kullan. Sorun çözülür,” dedi.
Zeynep ise gülümsedi:
“Belki mesele yalnızca bir gün izin kullanmak değildir. İnsanların özel günlerini iş hayatında ne kadar görünür kıldığımızı da konuşmalıyız.”
O an Murat’ın yanlış, Zeynep’in doğru olduğunu düşünmedim. Çünkü ikisinin yaklaşımında da önemli bir taraf vardı.
Murat çözüm arıyordu. Zeynep ise o çözümün insan üzerindeki etkisini düşünüyordu.
Ve konu bir anda benim doğum günümdan çıkıp çalışma hayatının kendisine dönüştü.
Türkiye’de Doğum Günü İzni Gerçekten Var mı?
Önce en merak edilen kısmı netleştirelim.
Türkiye’de özel sektörde çalışan herkes için, sırf doğum günü geldiği için işverene karşı kullanılabilecek genel ve kanundan doğan ayrı bir “doğum günü izni” hakkı bulunmuyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın çalışan izinlerine ilişkin açıklamalarında kanuni mazeret izinleri arasında evlenme, evlat edinme, eşin doğum yapması ve yakınların vefatı gibi durumlar düzenlenirken doğum günü ayrı bir zorunlu izin sebebi olarak sayılmıyor.
Burada önemli bir ayrıntı var: “Kanunda doğum günü izni yok” demek, hiçbir çalışanın doğum gününde izin kullanamayacağı anlamına gelmiyor.
Çünkü işyerinin kendi uygulamaları, iş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya toplu iş sözleşmesi farklı haklar getirebilir. Toplu iş sözleşmeleri, tarafların karşılıklı hak ve borçlarını düzenleyen yazılı anlaşmalar olduğundan, kanunda ayrıca yer almayan bazı sosyal hakların çalışanlara tanınması mümkün olabilir.
Yani asıl soru bazen “Kanunda doğum günü izni var mı?” değil:
“Benim çalıştığım işyerinde böyle bir hak tanımlanmış mı?”
Bu ikisi birbirinden oldukça farklı.
Murat’ın Çözümü: “Önce Kurala Bakalım”
Toplantıdan sonra Murat yanıma geldi.
“Bence İnsan Kaynakları’na sor,” dedi. “Varsa yönetmelikte yazar. Yoksa da yıllık izin kullanırsın. Böylece mesele kapanır.”
Murat’ın bakış açısını küçümsemiyordum. Hatta işyerlerinde çoğu zaman ihtiyaç duyulan şey tam olarak buydu: problemi tanımlamak, mevzuata bakmak, şirket politikasını kontrol etmek ve uygulanabilir bir yol bulmak.
Telefonundan şirketin çalışan el kitabını açtı.
“Bak,” dedi. “Doğum günüyle ilgili bir madde yok.”
Ben de:
“Peki bu iyi mi kötü mü?” diye sordum.
Murat birkaç saniye düşündü.
“Bilmiyorum. Ama en azından neyin mümkün olduğunu biliyoruz.”
İşte onun yaklaşımı buydu.
Duygudan önce çerçeve.
Sorundan önce çözüm.
Ve açıkçası, bazı durumlarda buna gerçekten ihtiyaç var.
Çalışma hayatında hakların ne olduğunu bilmek, çalışanın kendisini korumasının en önemli yollarından biri. Örneğin yıllık ücretli izin hakkının temel çerçevesi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ila 61. maddeleri arasında düzenleniyor ve aynı işverene bağlı en az bir yıllık çalışma süresi sonrasında yıllık ücretli izin hakkı doğuyor.
Dolayısıyla doğum günü için özel bir izin hakkı bulunmuyorsa, çalışan açısından ilk seçeneklerden biri yıllık izin talep etmek olabilir.
Ama hikâyenin başka bir tarafı daha vardı.
Zeynep’in Sorusu: “İnsanların Hayatları İşe Sığmak Zorunda mı?”
Öğle arasında Zeynep’le dışarı çıktık.
“Sen olsan ne yapardın?” diye sordum.
“Önce neden izin istediğini düşünürdüm,” dedi.
“Doğum günüm olduğu için.”
“Tamam ama neden önemli?”
Bu soru beni hazırlıksız yakaladı.
Çünkü doğum günü izni isterken bunu hiç düşünmemiştim.
Zeynep devam etti:
“Bazı insanlar için doğum günü sadece pasta ve balon demek. Bazıları için ailesiyle geçirdiği tek uygun gün. Bazıları için yıllar önce kaybettiği birini hatırlamak. Bazıları içinse hiçbir anlamı yok. İşyerinin bunu tek bir kalıba sokması doğru olmayabilir.”
İşte burada kadınların “empatik”, erkeklerin ise “çözüm odaklı” olduğu şeklindeki basit ayrımın ne kadar eksik olduğunu düşündüm.
Çünkü Zeynep şirket bütçelerini yönetebilecek kadar stratejik biriydi. Murat ise ekibindeki insanların özel durumlarını fark edip onlara destek olan bir yöneticiydi.
Demek ki mesele kadınların ve erkeklerin ne yaptığı değil, insanların farklı durumlarda farklı düşünme biçimlerini nasıl bir araya getirdiğiydi.
Murat problemi çözmeye çalışıyordu.
Zeynep ise çözümün insanlara nasıl dokunacağını soruyordu.
İyi bir işyeri için ikisine de ihtiyaç vardı.
Doğum Günü İzni Fikri Nereden Çıktı?
Aslında “doğum günü izni” fikrinin arkasında daha geniş bir çalışma hayatı dönüşümü bulunuyor.
Sanayi Devrimi ile birlikte çalışma zamanı giderek daha fazla saat, vardiya ve üretim planı üzerinden ölçülmeye başladı. Modern iş hukukunun gelişmesiyle çalışma süresinin sınırlandırılması, dinlenme hakkı ve ücretli izin gibi kavramlar daha belirgin hale geldi.
Bugün ise çalışma hayatında farklı bir soru soruluyor:
“Çalışanın yalnızca bedensel olarak dinlenmesi mi gerekiyor, yoksa sosyal ve kişisel hayatına zaman ayırabilmesi de çalışma düzeninin bir parçası mı?”
Bu nedenle günümüzde bazı işverenler klasik izin sistemlerinin yanında doğum günü, gönüllülük, kişisel gelişim veya mental iyilik hâli gibi başlıklarda ek izin politikaları oluşturabiliyor.
Geçen yıl doğum günümde sabah saat 08.47’de bilgisayarımı açarken kendime şu soruyu sordum: “Bugün doğum günüm ve ben neden yine toplantıya yetişmeye çalışıyorum?”
Belki size basit bir soru gibi gelecek. Hatta “Doğum günü izni diye bir şey mi var?” deyip geçebilirsiniz. Ben de uzun süre öyle düşündüm. Fakat o gün ofiste yaşanan küçük bir olay, bu sorunun aslında yalnızca bir izin meselesi olmadığını fark etmemi sağladı.
Toplantı odasında dört kişiydik. Murat, her zamanki gibi elindeki not defterine yapılacaklar listesini çıkarıyordu. Zeynep ise toplantıya girmeden önce herkesin nasıl olduğunu sordu. Ben kahvemi karıştırırken doğum günüm olduğunu söyledim.
Murat hemen:
“Yıllık izinden bir gün kullan. Sorun çözülür,” dedi.
Zeynep ise gülümsedi:
“Belki mesele yalnızca bir gün izin kullanmak değildir. İnsanların özel günlerini iş hayatında ne kadar görünür kıldığımızı da konuşmalıyız.”
O an Murat’ın yanlış, Zeynep’in doğru olduğunu düşünmedim. Çünkü ikisinin yaklaşımında da önemli bir taraf vardı.
Murat çözüm arıyordu. Zeynep ise o çözümün insan üzerindeki etkisini düşünüyordu.
Ve konu bir anda benim doğum günümdan çıkıp çalışma hayatının kendisine dönüştü.
Türkiye’de Doğum Günü İzni Gerçekten Var mı?
Önce en merak edilen kısmı netleştirelim.
Türkiye’de özel sektörde çalışan herkes için, sırf doğum günü geldiği için işverene karşı kullanılabilecek genel ve kanundan doğan ayrı bir “doğum günü izni” hakkı bulunmuyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın çalışan izinlerine ilişkin açıklamalarında kanuni mazeret izinleri arasında evlenme, evlat edinme, eşin doğum yapması ve yakınların vefatı gibi durumlar düzenlenirken doğum günü ayrı bir zorunlu izin sebebi olarak sayılmıyor.
Burada önemli bir ayrıntı var: “Kanunda doğum günü izni yok” demek, hiçbir çalışanın doğum gününde izin kullanamayacağı anlamına gelmiyor.
Çünkü işyerinin kendi uygulamaları, iş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya toplu iş sözleşmesi farklı haklar getirebilir. Toplu iş sözleşmeleri, tarafların karşılıklı hak ve borçlarını düzenleyen yazılı anlaşmalar olduğundan, kanunda ayrıca yer almayan bazı sosyal hakların çalışanlara tanınması mümkün olabilir.
Yani asıl soru bazen “Kanunda doğum günü izni var mı?” değil:
“Benim çalıştığım işyerinde böyle bir hak tanımlanmış mı?”
Bu ikisi birbirinden oldukça farklı.
Murat’ın Çözümü: “Önce Kurala Bakalım”
Toplantıdan sonra Murat yanıma geldi.
“Bence İnsan Kaynakları’na sor,” dedi. “Varsa yönetmelikte yazar. Yoksa da yıllık izin kullanırsın. Böylece mesele kapanır.”
Murat’ın bakış açısını küçümsemiyordum. Hatta işyerlerinde çoğu zaman ihtiyaç duyulan şey tam olarak buydu: problemi tanımlamak, mevzuata bakmak, şirket politikasını kontrol etmek ve uygulanabilir bir yol bulmak.
Telefonundan şirketin çalışan el kitabını açtı.
“Bak,” dedi. “Doğum günüyle ilgili bir madde yok.”
Ben de:
“Peki bu iyi mi kötü mü?” diye sordum.
Murat birkaç saniye düşündü.
“Bilmiyorum. Ama en azından neyin mümkün olduğunu biliyoruz.”
İşte onun yaklaşımı buydu.
Duygudan önce çerçeve.
Sorundan önce çözüm.
Ve açıkçası, bazı durumlarda buna gerçekten ihtiyaç var.
Çalışma hayatında hakların ne olduğunu bilmek, çalışanın kendisini korumasının en önemli yollarından biri. Örneğin yıllık ücretli izin hakkının temel çerçevesi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ila 61. maddeleri arasında düzenleniyor ve aynı işverene bağlı en az bir yıllık çalışma süresi sonrasında yıllık ücretli izin hakkı doğuyor.
Dolayısıyla doğum günü için özel bir izin hakkı bulunmuyorsa, çalışan açısından ilk seçeneklerden biri yıllık izin talep etmek olabilir.
Ama hikâyenin başka bir tarafı daha vardı.
Zeynep’in Sorusu: “İnsanların Hayatları İşe Sığmak Zorunda mı?”
Öğle arasında Zeynep’le dışarı çıktık.
“Sen olsan ne yapardın?” diye sordum.
“Önce neden izin istediğini düşünürdüm,” dedi.
“Doğum günüm olduğu için.”
“Tamam ama neden önemli?”
Bu soru beni hazırlıksız yakaladı.
Çünkü doğum günü izni isterken bunu hiç düşünmemiştim.
Zeynep devam etti:
“Bazı insanlar için doğum günü sadece pasta ve balon demek. Bazıları için ailesiyle geçirdiği tek uygun gün. Bazıları için yıllar önce kaybettiği birini hatırlamak. Bazıları içinse hiçbir anlamı yok. İşyerinin bunu tek bir kalıba sokması doğru olmayabilir.”
İşte burada kadınların “empatik”, erkeklerin ise “çözüm odaklı” olduğu şeklindeki basit ayrımın ne kadar eksik olduğunu düşündüm.
Çünkü Zeynep şirket bütçelerini yönetebilecek kadar stratejik biriydi. Murat ise ekibindeki insanların özel durumlarını fark edip onlara destek olan bir yöneticiydi.
Demek ki mesele kadınların ve erkeklerin ne yaptığı değil, insanların farklı durumlarda farklı düşünme biçimlerini nasıl bir araya getirdiğiydi.
Murat problemi çözmeye çalışıyordu.
Zeynep ise çözümün insanlara nasıl dokunacağını soruyordu.
İyi bir işyeri için ikisine de ihtiyaç vardı.
Doğum Günü İzni Fikri Nereden Çıktı?
Aslında “doğum günü izni” fikrinin arkasında daha geniş bir çalışma hayatı dönüşümü bulunuyor.
Sanayi Devrimi ile birlikte çalışma zamanı giderek daha fazla saat, vardiya ve üretim planı üzerinden ölçülmeye başladı. Modern iş hukukunun gelişmesiyle çalışma süresinin sınırlandırılması, dinlenme hakkı ve ücretli izin gibi kavramlar daha belirgin hale geldi.
Bugün ise çalışma hayatında farklı bir soru soruluyor:
“Çalışanın yalnızca bedensel olarak dinlenmesi mi gerekiyor, yoksa sosyal ve kişisel hayatına zaman ayırabilmesi de çalışma düzeninin bir parçası mı?”
Bu nedenle günümüzde bazı işverenler klasik izin sistemlerinin yanında doğum günü, gönüllülük, kişisel gelişim veya mental iyilik hâli gibi başlıklarda ek izin politikaları oluşturabiliyor.